Aydın'daki Elgit Hukuk'a ait bu web sitesinde Adi Ortaklıkta Ortakların Sorumlulukları Hukuki Boyutları sizler için bilgilendirici şekilde açıklandı.
Adi ortaklıkta ortakların sorumlulukları, ortaklık kurmayı planlayan kişiler ile hâlihazırda adi ortaklık ilişkisi içerisinde faaliyet gösteren kişiler açısından bilinmesi gereken en önemli hukuki konulardan biridir. Adi ortaklık; kuruluş yapısının görece sade olması nedeniyle ticari faaliyetlerde, ortak projelerde, inşaat işlerinde, hizmet ilişkilerinde, girişimlerde ve belirli bir işin birlikte yürütülmesi amacıyla uygulamada sık karşılaşılan bir ortaklık modelidir. Bununla birlikte adi ortaklığın sade bir yapıya sahip olması, ortakların hukuki sorumluluklarının sınırlı olduğu anlamına gelmez.
Türk hukukunda adi ortaklık sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenmektedir. Kanunun 620. maddesine göre adi ortaklık, iki veya daha fazla kişinin emeklerini veya mallarını ortak bir amaca ulaşmak üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmesel bir ilişkidir. Kanunla düzenlenmiş diğer ortaklık türlerinin ayırt edici özelliklerini taşımayan ortaklık ilişkileri de şartları bulunduğu ölçüde adi ortaklık hükümlerine tabi olabilir.
Adi ortaklıkta ortakların borçlardan sorumluluğu, yalnızca ortakların kendi aralarındaki anlaşmaya göre değerlendirilmez. Ortaklık sözleşmesinde yer alan hükümler yanında Türk Borçlar Kanunu’nun emredici veya tamamlayıcı hükümleri, yapılan işlemin niteliği, temsil yetkisinin kapsamı, işlemin kimin adına yapıldığı ve üçüncü kişilerle kurulan hukuki ilişkinin özellikleri de sorumluluğun belirlenmesinde önem taşır.
Bu nedenle adi ortaklık kurulurken yalnızca ortaklık paylarının belirlenmesi yeterli değildir. Katılım payı, kâr ve zarar dağılımı, yönetim yetkisi, temsil yetkisi, hesap verme yükümlülüğü, rekabet yasağı, ortaklıktan çıkma, borçlardan sorumluluk ve tasfiye gibi konuların açık şekilde düzenlenmesi ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önemlidir.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir uyuşmazlık veya sözleşme bakımından olayın özelliklerine göre ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekir.
Adi ortaklık nedir? sorusunun cevabı, ortakların sorumluluklarının anlaşılması bakımından başlangıç noktasını oluşturur. Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesinde adi ortaklığın temel unsuru, iki veya daha fazla kişinin ortak bir amaca ulaşmak amacıyla emeklerini veya mallarını birleştirmeleri olarak düzenlenmiştir.
Adi ortaklıkta amaç ekonomik bir faaliyet yürütmek olabileceği gibi belirli bir projenin gerçekleştirilmesi de olabilir. Ortakların para koyması zorunlu değildir. Katılım payı para, alacak, başka bir mal veya emek şeklinde ortaya çıkabilir. Dolayısıyla taraflardan birinin finansman, diğerinin malvarlığı unsuru, bir başkasının ise emek veya uzmanlık sağlaması mümkündür.
Adi ortaklığın anonim şirket veya limited şirket gibi ayrı bir sermaye şirketi yapısına sahip olmaması, ortakların şahsi sorumluluğu bakımından özellikle önemlidir. Adalet Bakanlığının adi ortaklıkla ilgili açıklamalarında da bu ortaklık türünün kurulmasıyla ayrı bir tüzel kişilik meydana gelmediğine dikkat çekilmektedir.
Bu özellik nedeniyle adi ortaklık borçlarından kim sorumludur?, adi ortaklıkta ortakların sorumluluğu sınırsız mıdır? ve adi ortaklık borcu için hangi ortağa başvurulabilir? gibi sorular uygulamada büyük önem taşır.
Adi ortaklıkta ortakların sorumluluğunu tek bir başlık altında değerlendirmek doğru değildir. Sorumluluk esas olarak iki farklı ilişki bakımından ele alınmalıdır:
Birincisi, ortakların birbirlerine ve ortaklığa karşı sorumluluklarıdır. Katılım payının yerine getirilmesi, kâr ve zarara katılma, ortaklık işlerinde gerekli özenin gösterilmesi, rekabet yasağına uyulması ve yönetim görevlerinin gereği gibi yerine getirilmesi bu kapsamda değerlendirilir.
İkincisi ise ortakların üçüncü kişilere karşı sorumluluğudur. Özellikle ortaklık kapsamında yapılan sözleşmelerden, alınan mal veya hizmetlerden ve temsil yetkisi kullanılarak üstlenilen borçlardan doğan sorumluluk bu başlık altında incelenir.
Türk Borçlar Kanunu, ortakların kendi aralarındaki ilişkiyi 621 ve devamı maddelerde; üçüncü kişilerle ilişkilerini ise özellikle 637 ve 638. maddelerde düzenlemektedir.
Adi ortaklıkta ortakların yükümlülükleri arasında ilk sırada katılım payının yerine getirilmesi bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 621. maddesine göre her ortak, ortaklığa para, alacak, başka bir mal veya emek şeklinde katılım payı koymakla yükümlüdür.
Ortaklık sözleşmesinde farklı bir düzenleme yapılmamışsa katılım paylarının ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olması öngörülmektedir. Bu nedenle tarafların farklı miktarlarda veya farklı nitelikte katkı sağlamasını istemeleri hâlinde bunun sözleşmede açık olarak düzenlenmesi önem taşır.
Örneğin bir ortak sermaye niteliğinde para koyarken başka bir ortak işletmenin faaliyetlerini yürütmek amacıyla emeğini sunabilir. Bir başka ortak ise makine, araç, taşınmazın kullanımı veya belirli bir alacağını katılım payı olarak sağlayabilir.
Katılım payının zamanında ve kararlaştırıldığı şekilde yerine getirilmemesi, ortaklar arasındaki hukuki ilişkinin ihlali sonucunu doğurabilir. Bu nedenle adi ortaklık sözleşmesi hazırlanırken her ortağın ne koyacağı, bunun ne zaman yerine getirileceği ve katkının mülkiyet devri mi yoksa yalnızca kullanım hakkı mı sağlayacağı açıkça belirtilmelidir.
Adi ortaklığın önemli unsurlarından biri de ortaklık faaliyetlerinin ekonomik sonuçlarının ortaklar arasında paylaşılmasıdır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 622. maddesine göre ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdür. Kanunun 623. maddesine göre ise sözleşmede aksine bir düzenleme yoksa her ortağın kazanç ve zarardaki payı, koyduğu katılım payının değerine veya niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Bu düzenleme uygulamada özellikle önemlidir. Bir ortağın daha fazla para koymuş olması tek başına otomatik olarak daha yüksek kâr payına sahip olacağı anlamına gelmez. Farklı oranlarda kâr veya zarar paylaşımı öngörülmek isteniyorsa bunun ortaklık sözleşmesinde açıkça belirlenmesi gerekir.
Kanuna göre sözleşmede yalnızca kazanca veya yalnızca zarara katılım oranlarından biri belirlenmişse, kural olarak bu oran diğerine de uygulanır. Ayrıca yalnızca emeğini katılım payı olarak koyan bir ortak bakımından, zarara katılmaksızın yalnızca kazanca katılmasına ilişkin anlaşma yapılabilmesine kanunda özel olarak imkân tanınmıştır.
Dolayısıyla adi ortaklıkta zarar nasıl paylaşılır? sorusunun cevabı öncelikle ortaklık sözleşmesine, sözleşmede hüküm bulunmaması durumunda ise Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirlenir.
Adi ortaklıkta ortaklar yalnızca ekonomik katkı sağlayan kişiler değildir. Ortaklık kararlarının alınması da ortaklar arasındaki hukuki ilişkinin önemli bir unsurudur.
TBK’nın 624. maddesinde temel kural olarak ortaklık kararlarının bütün ortakların oybirliğiyle alınacağı belirtilmiştir. Ancak ortaklık sözleşmesinde kararların oy çokluğuyla alınabileceği kararlaştırılabilir. Böyle bir düzenleme varsa çoğunluk, aksi kararlaştırılmamışsa ortakların sayısına göre hesaplanır.
Bu nedenle ortaklık sözleşmesinde yalnızca ortaklık paylarını yazmak yeterli olmayabilir. Hangi kararların oybirliğiyle, hangilerinin çoğunlukla alınacağı; olağan işlerle olağanüstü işlemlerin nasıl ayrılacağı ve yüksek risk taşıyan işlemlerde hangi usulün uygulanacağı ayrıntılı şekilde belirlenebilir.
Özellikle kredi kullanılması, uzun süreli sözleşmeler yapılması, önemli malvarlığı unsurlarının devredilmesi veya ortaklığın faaliyet alanını değiştiren kararların alınması gibi konularda yetki sınırlarının açık olması uyuşmazlık riskini azaltabilir.
Adi ortaklıkta yönetim yetkisi, ortakların hukuki sorumluluklarının belirlenmesinde temel konulardan biridir. Türk Borçlar Kanunu’nun 625. maddesine göre yönetim, sözleşmeyle veya ortakların kararıyla yalnızca bir veya birkaç ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmamışsa bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.
Ortaklığın birden fazla ortak tarafından yönetildiği durumda, kanunda öngörülen sistem uyarınca yönetici ortaklardan her biri belirli işlemleri diğerlerinin ayrıca katılımı olmadan yapabilir. Bununla birlikte diğer yönetici ortak, işlem henüz tamamlanmadan itiraz ederek işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Olağan dışı ortaklık işlemleri bakımından ise daha sıkı bir düzen bulunmaktadır. Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve olağan dışı işlerin yürütülmesi bakımından kural olarak bütün ortakların oybirliği aranır. Gecikmesinde sakınca bulunan durumlara ilişkin kanuni istisna saklıdır.
Dolayısıyla ortaklardan birinin yönetici olması, istediği her hukuki işlemi sınırsız biçimde yapabileceği anlamına gelmez. Yönetim yetkisinin kapsamı, ortaklık sözleşmesi, ortakların kararları ve kanuni düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir.
Adi ortaklıkta ortakların sorumlulukları yalnızca para ödeme veya yönetim görevleriyle sınırlı değildir. Ortakların ortaklık amacına zarar vermeme yükümlülüğü de bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 626. maddesinde ortakların, kendi menfaatlerine veya üçüncü kişilerin menfaatine olacak şekilde ortaklığın amacını engelleyen veya ortaklığa zarar veren işler yapamayacakları düzenlenmiştir.
Bu hüküm adi ortaklıktaki güven ilişkisini korumayı amaçlayan temel düzenlemelerden biridir. Bir ortağın ortaklık kapsamında edinilen ticari imkânları kişisel menfaati için kullanması, ortaklığın müşterilerini kendisine yönlendirmesi veya ortaklığın faaliyetlerini doğrudan zarara uğratabilecek davranışlarda bulunması somut olayın özelliklerine göre hukuki sorumluluk doğurabilir.
Rekabet yasağının kapsamının belirlenmesinde ortaklığın amacı, faaliyet konusu, yapılan işin niteliği ve sözleşmedeki hükümler birlikte incelenmelidir.
Bir ortak, ortaklık faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında ortaklık adına veya ortaklık işleri nedeniyle çeşitli giderler yapabilir ve birtakım borçlar üstlenebilir.
TBK’nın 627. maddesine göre ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar ona karşı sorumlu olabilir. Yönetim işleri nedeniyle doğrudan uğranılan zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda oluşan zararlar bakımından da kanunda düzenleme bulunmaktadır.
Bu hüküm, özellikle ortaklardan birinin ortaklık için kendi kaynaklarını kullanması durumunda önem kazanır. Ancak yapılan giderin gerçekten ortaklık işi için olup olmadığı, harcamanın gerekli olup olmadığı ve ortağın yetkisi kapsamında hareket edip etmediği somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle uygulamada gider belgelerinin saklanması, ortaklık adına yapılan ödemelerin kayıt altına alınması ve önemli harcamalarda ortakların yazılı karar alması ispat sorunlarının azaltılmasına yardımcı olabilir.
Adi ortaklıkta özen borcu, ortakların birbirlerine karşı temel sorumluluklarından biridir.
TBK’nın 628. maddesine göre her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde gösterdiği ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür. Ayrıca ortak, kendi kusuruyla diğer ortaklara veya ortaklık ilişkisine verdiği zararı gidermekle yükümlü olabilir. Kanun, başka işlerde ortaklığa sağlanan menfaatlerin bu zararla otomatik biçimde mahsup edilmesini de kabul etmemektedir.
Ortaklık işlerini ücret karşılığında yürüten ortağın sorumluluğu bakımından ise vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümler devreye girebilir.
Örneğin yönetici ortağın ortaklık adına yapılması gereken önemli bir bildirimi ihmal etmesi, sözleşmesel yükümlülükleri takip etmemesi veya ortaklık malvarlığını gerekli özeni göstermeden kullanması nedeniyle zarar meydana gelirse yönetici ortağın sorumluluğu gündeme gelebilir.
Bununla birlikte her zarar otomatik olarak yönetici ortağın sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Kusur, zarar, hukuka aykırılık veya sözleşmeye aykırılık ve uygun illiyet bağı gibi sorumluluğun somut koşullarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Adi ortaklık sözleşmesiyle bir ortağa yönetim yetkisi verilmişse bu yetkinin kaldırılması veya sınırlandırılması da belirli kurallara tabidir.
TBK’nın 629. maddesine göre ortaklık sözleşmesiyle verilen yönetim yetkisi, haklı bir sebep bulunmaksızın diğer ortaklar tarafından kaldırılamaz veya sınırlandırılamaz. Buna karşılık haklı sebebin bulunması hâlinde, sözleşmede yönetim yetkisinin kaldırılamayacağı yönünde hüküm bulunsa dahi kanunda yetkinin kaldırılmasına imkân tanınmaktadır. Yönetici ortağın görevlerini ağır biçimde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli yeteneği kaybetmesi kanunda haklı sebebe örnek olarak gösterilmektedir.
Bu düzenleme, hem yönetici ortağın keyfî şekilde görevden alınmasını önlemeyi hem de ortaklığın kötü yönetim karşısında korunmasını amaçlayan bir denge mekanizması oluşturur.
Adi ortaklıkta yönetim yetkisine sahip olmak aynı zamanda hesap verme yükümlülüğünü beraberinde getirir.
TBK’nın 630. maddesi uyarınca yönetici ortakların, yılda en az bir kez hesap vermesi ve kazanç paylarını ortaklara ödemesi öngörülmektedir. Kanun, hesap döneminin uzatılmasına yönelik anlaşmanın kesin olarak hükümsüz olduğunu da düzenlemektedir. Ortaklığı yöneten kişinin ortaklardan biri olmaması hâlinde de aynı temel kural uygulanır.
Bu nedenle ortaklık faaliyetlerinin yalnızca yönetici ortağın bilgisi altında yürütülmesi, diğer ortakların hesap ve kayıt sisteminden tamamen dışlanmasını haklı hâle getirmez.
Adi ortaklıkta yönetici olmayan ortağın da ortaklık hakkında bilgi alma hakkı bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 631. maddesine göre yönetim yetkisi bulunmasa bile her ortak, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtları inceleme, bunlardan örnek alma ve ortaklığın mali durumu hakkında özet çıkarma hakkına sahiptir. Bu hakkın aksini öngören sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu kanunda belirtilmiştir.
Dolayısıyla “yönetici değilim, bu nedenle ortaklığın hesaplarını göremem” şeklindeki yaklaşım kanundaki düzenlemeyle bağdaşmaz. Yönetim yetkisinden bağımsız olarak ortakların ortaklık faaliyetlerini denetleyebilmesi için belirli bilgi alma ve inceleme hakları bulunmaktadır.
Bu hak, adi ortaklıkta hesap uyuşmazlıkları, kâr paylaşımı, ortaklıktan çıkma veya tasfiye süreçlerinde özellikle önemli hâle gelebilir.
Adi ortaklığa yeni bir kişinin ortak olarak alınması, mevcut ortaklardan birinin tek taraflı kararına bırakılmış değildir.
TBK’nın 632. maddesine göre yeni ortak alınması bütün ortakların rızasına bağlıdır. Ortaklardan birinin tek taraflı olarak üçüncü bir kişiyi kendi payına ortak etmesi veya payını üçüncü kişiye devretmesi, söz konusu kişiye kendiliğinden adi ortaklıkta ortak sıfatı kazandırmaz.
Bu nedenle ortaklık yapısında değişiklik yapılırken bütün ortakların iradesinin ve gerekli sözleşme değişikliklerinin açık şekilde ortaya konulması önem taşır.
Adi ortaklıkta ortakların üçüncü kişilere karşı sorumluluğu, uygulamada en fazla dikkat edilmesi gereken konulardan biridir.
Burada öncelikle işlemin hangi sıfatla yapıldığı incelenmelidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 637. maddesi, ortaklardan birinin üçüncü kişiyle işlem yapmasının iki farklı sonucunu düzenlemektedir.
Bir ortak, kendi adına fakat ortaklık hesabına üçüncü kişiyle işlem yaparsa, üçüncü kişiye karşı kural olarak bizzat kendisi alacaklı veya borçlu olur. Bu durum dolaylı temsil niteliğindeki ilişkiler bakımından önemlidir.
Örneğin ortaklardan biri bir sözleşmeyi açık şekilde yalnızca kendi adına imzalıyor ancak bunu ortaklık faaliyetleri için yapıyorsa, üçüncü kişiyle doğrudan kurulan hukuki ilişkinin tarafının kim olduğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Ortaklardan birinin ortaklık veya bütün ortaklar adına üçüncü kişiyle işlem yapması hâlinde diğer ortakların işlemden doğan hak ve borçlarının belirlenmesinde temsil hükümleri uygulanır. Yönetim görevi verilen ortağın, kural olarak ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil yetkisine sahip olduğu varsayılır; ancak önemli tasarruf işlemleri bakımından kanunda daha sıkı yetki şartları öngörülmüştür.
Bu noktada yönetim yetkisi ile temsil yetkisinin kapsamının doğru belirlenmesi son derece önemlidir. Yetki sınırının aşılması veya yetkisiz temsil hâllerinde işlemin diğer ortakları bağlayıp bağlamadığı, temsil ve vekâletsiz iş görme hükümleri ile somut olayın şartları çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. Adi ortaklıkta yetkisiz temsil konusu öğretide de temsil hükümleriyle birlikte özel olarak ele alınmaktadır.
Adi ortaklıkta müteselsil sorumluluk, konunun en önemli hukuki sonuçlarından biridir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 638. maddesinde, ortakların birlikte veya bir temsilci aracılığıyla üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olacakları düzenlenmiştir.
Müteselsil sorumluluk, alacaklının yalnızca her ortağın iç ilişkideki payıyla sınırlı şekilde hareket etmek zorunda olmadığı anlamına gelir. Borcun hukuki niteliği ve ilgili düzenlemenin şartları oluştuğunda alacaklı, müteselsil borçluluk hükümleri çerçevesinde borcun ifasını sorumlu ortaklardan talep edebilir.
Bu özellik, limited veya anonim şirketlerdeki sermaye şirketi mantığıyla adi ortaklığın birbirine karıştırılmamasını gerektirir. Adi ortaklıkta ortakların borçlardan sorumluluğu, ortakların kişisel malvarlıkları açısından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Ancak her olayda “ortaklardan biri işlem yaptıysa bütün ortaklar kesin olarak her borçtan sorumludur” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılması doğru değildir. İşlemin kimin adına yapıldığı, temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı, işlemin ortaklık ilişkisi kapsamında olup olmadığı ve üçüncü kişiyle yapılan sözleşmenin içeriği birlikte değerlendirilmelidir. TBK 637 ile 638 arasındaki ayrım bu nedenle önem taşır.
Adi ortaklıklarda sık karşılaşılan hatalardan biri, ortakların kendi aralarında belirledikleri kâr veya zarar oranlarının üçüncü kişilere karşı sorumlulukla aynı kabul edilmesidir.
Örneğin ortakların kendi aralarında zararların belirli oranlarda paylaşılmasına ilişkin bir hüküm bulunabilir. Ancak bu düzenlemenin üçüncü kişinin alacağı bakımından nasıl sonuç doğuracağı, üçüncü kişiyle kurulan hukuki ilişkinin şartlarından bağımsız değerlendirilemez.
Bu nedenle iç ilişki ile dış ilişki birbirinden ayrılmalıdır.
İç ilişkide ortaklardan birinin diğerlerine karşı hangi oranda nihai yük taşıyacağı sözleşmeye ve TBK’nın ortaklar arasındaki hükümlerine göre belirlenebilir. Üçüncü kişiye karşı dış ilişkide ise temsil, sözleşme ve müteselsil sorumluluk hükümleri devreye girer. TBK 638/3’te ortaklık ilişkisi kapsamında üçüncü kişiye karşı üstlenilen borçlar bakımından aksi kararlaştırılmamışsa müteselsil sorumluluk öngörülmektedir.
Bu ayrım özellikle adi ortaklık borcunun tahsili ve ortakların daha sonra birbirlerine yöneltebilecekleri talepler bakımından önem taşır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 638. maddesine göre ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Aynı maddede ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça bir ortağın kişisel alacaklılarının haklarını ancak ilgili ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilecekleri düzenlenmiştir.
Bu hüküm, ortağın kişisel borcu ile adi ortaklığın borcunun birbirinden ayrılması bakımından önem taşır.
Bir ortağın ortaklık faaliyetlerinden tamamen bağımsız kişisel borcu bulunması ile ortaklık ilişkisi kapsamında üstlenilmiş bir borcun bulunması aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir. İcra ve haciz uygulamalarında da borcun kaynağının ve ortaklık malvarlığıyla ilişkisinin doğru tespit edilmesi önem taşır. Yargıtay uygulamasında TBK 638’in bu ayrımı bakımından ortakların kişisel borçları ile ortaklık borçlarının birbirinden farklı değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Adi ortaklıktan çıkma veya bir ortağın ortaklıktan çıkarılması, geçmişte doğmuş bütün yükümlülüklerin otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez.
TBK’nın 634. maddesinde, bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması hâlinde payının diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçmesine ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Aynı hüküm kapsamında diğer ortakların, çıkan veya çıkarılan ortağın ortaklığın muaccel borçlarından kaynaklanan müteselsil sorumluluktan kurtarılmasına yönelik yükümlülükleri ve tasfiye payının belirlenmesi düzenlenmiştir. Henüz muaccel olmayan borçlar bakımından ise güvence verilmesine ilişkin hükümler bulunmaktadır.
TBK’nın 635. maddesine göre ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte ortaklığın malvarlığı borçları karşılamaya yetmiyorsa çıkan veya çıkarılan ortak, zarara katılmaya ilişkin kurallar çerçevesinde payına düşen tutardan sorumlu olabilir.
Bunun yanında TBK’nın 636. maddesi, çıkan veya çıkarılan ortağın ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâr veya zarara katılmasını düzenlemektedir.
Dolayısıyla “ortaklıktan ayrıldım, eski hiçbir borç beni ilgilendirmez” şeklinde genel bir kabul hukuken güvenli değildir. Borcun doğum zamanı, işlemin yapıldığı dönem, ortaklıktan ayrılmanın şekli ve ilgili üçüncü kişiyle kurulan ilişki ayrı ayrı incelenmelidir.
Adi ortaklığın sona ermesi ile ortaklığın geçmiş faaliyetlerinden doğmuş hukuki ilişkilerin kendiliğinden yok olması aynı şey değildir.
TBK’nın 639. maddesinde ortaklığın sona erme sebepleri arasında ortaklık amacının gerçekleşmesi veya imkânsızlaşması, belirli şartlarda ortağın ölümü, kısıtlanması veya iflası, bütün ortakların oybirliğiyle sona erme kararı alması, kararlaştırılan sürenin sona ermesi, fesih bildirimi ve haklı nedenle mahkeme kararı gibi hâller düzenlenmiştir.
Ortaklığın sona ermesi sonrasında tasfiye süreci gündeme gelir. Bu süreçte ortaklıkla ilgili malvarlığı değerleri, alacaklar, borçlar, ortakların katkıları ve paylaşılması gereken nihai değerler değerlendirilir.
Bu nedenle adi ortaklığın faaliyetini fiilen bırakmış olması tek başına ortakların geçmiş işlemlerden doğan sorumluluklarının sona erdiği anlamına gelmez.
Adi ortaklık sözleşmesi hazırlanırken yalnızca “taraflar ortaklık kurmuştur” şeklinde genel bir düzenleme yapılması ileride ciddi uyuşmazlıklara neden olabilir.
Özellikle aşağıdaki konuların mümkün olduğunca açık düzenlenmesi yararlı olabilir:
Katılım payları: Her ortağın para, mal, alacak veya emek olarak ne sağlayacağı açıkça belirtilmelidir.
Kâr ve zarar oranları: Kanundaki eşit paylaşım kuralından farklı bir sistem isteniyorsa oranlar belirlenmelidir.
Yönetim yetkisi: Hangi ortağın hangi işlemleri yapabileceği açıklanmalıdır.
Temsil yetkisi: Üçüncü kişilerle kimlerin sözleşme yapabileceği ve yetkinin sınırları düzenlenmelidir.
Önemli işlemler: Borçlanma, teminat verme, uzun süreli sözleşme yapma veya önemli malvarlığı işlemleri gibi konular için özel karar mekanizmaları oluşturulabilir.
Hesap ve kayıt düzeni: Gelirlerin, giderlerin, ortaklık alacaklarının ve borçlarının nasıl kaydedileceği belirlenmelidir.
Kâr dağıtımı: Hesap dönemleri ve dağıtım usulü kanunun emredici hükümleri gözetilerek düzenlenmelidir.
Rekabet ve sadakat yükümlülükleri: Ortaklığın faaliyet alanına zarar verebilecek davranışlara ilişkin hükümler somutlaştırılabilir.
Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma: Ortaklık payının hesaplanma yöntemi, devam eden işlerin durumu ve borçların paylaşımı ayrıntılandırılabilir.
Tasfiye: Ortaklık sona erdiğinde malvarlığının, alacakların ve borçların nasıl tasfiye edileceğine ilişkin yöntem belirlenebilir.
Sözleşmedeki hükümler hazırlanırken TBK’nın emredici düzenlemelerine aykırı hükümler konulmamasına dikkat edilmelidir. Örneğin her ortağın ortaklık işleyişi hakkında bilgi alma ve kayıtları inceleme hakkını ortadan kaldıran sözleşme hükümlerinin kesin hükümsüz olduğu kanunda açıkça belirtilmektedir.
Adi ortaklıklar çoğu zaman güven ilişkisine dayalı olarak kurulduğu için taraflar başlangıçta ayrıntılı bir sözleşmeye ihtiyaç olmadığını düşünebilir. Ancak sorunlar genellikle ortaklığın faaliyet göstermeye başlamasından sonra ortaya çıkar.
En sık karşılaşılan sorunlardan biri yönetim yetkisi ile temsil yetkisinin birbirine karıştırılmasıdır. Bir ortağın ortaklık içinde belirli işleri yönetmesi, bütün hukuki işlemlerde sınırsız temsil yetkisine sahip olduğu anlamına gelmeyebilir.
İkinci önemli sorun, kâr ve zarar oranlarının açık biçimde belirlenmemesidir. Taraflar sözlü olarak farklı oranlardan söz etmiş olsa bile sonradan bu hususun ispatı sorun oluşturabilir.
Üçüncü sorun, ortaklardan birinin yaptığı borçlandırıcı işlemlerin diğer ortakları bağlayıp bağlamadığı konusunda yaşanır. Burada işlemin hangi sıfatla yapıldığı ve temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı önemlidir. TBK 637 ve 638 hükümleri bu nedenle birlikte değerlendirilmelidir.
Bir diğer sorun ise ortaklıktan ayrılan kişinin bütün hukuki sorumluluklarının aynı anda sona erdiğinin düşünülmesidir. Devam eden işler ve mevcut borçlar açısından TBK 634-636 hükümleri ayrıca dikkate alınmalıdır.
Bu soru özellikle adi ortaklık borçlarından sorumluluk araştırmalarında sık gündeme gelir.
Adi ortaklığın tüzel kişiliğe sahip bir sermaye şirketi gibi değerlendirilmemesi gerekir. TBK’nın 638. maddesinde ortaklık ilişkisi çerçevesinde birlikte veya temsilci aracılığıyla üçüncü kişiye karşı üstlenilen borçlarda, aksi kararlaştırılmadıkça müteselsil sorumluluk esası bulunmaktadır. Bu yapı nedeniyle ortakların kişisel malvarlığına yansıyabilecek sorumluluk riski söz konusu olabilir.
Ancak “sınırsız sorumluluk” ifadesinden hareketle herhangi bir ortağın diğer ortağın bütün kişisel borçlarından sorumlu olduğu sonucuna ulaşılmamalıdır. Sorumluluğun ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlenilmiş borçla bağlantısı ve temsil ilişkisi önemlidir.
Her somut olayda borcun kaynağı, sözleşmenin tarafları ve temsil yetkisi ayrı ayrı incelenmelidir.
TBK 638 kapsamında müteselsil sorumluluğun şartlarının bulunduğu bir ortaklık borcunda, müteselsil borçluluk hükümlerinin sonuçları gündeme gelebilir. Bu nedenle alacaklının yalnızca ortakların kendi aralarındaki zarar veya kâr paylaşım oranlarıyla bağlı olduğu düşünülmemelidir.
Ancak öncelikle borcun gerçekten bütün ortakları bağlayan bir adi ortaklık borcu olup olmadığı belirlenmelidir. Bir ortağın tamamen kendi adına yaptığı işlem ile bütün ortaklar adına yetkili şekilde yapılan işlem aynı sonucu doğurmayabilir. TBK’nın 637. maddesi bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu soruya yalnızca “evet” veya “hayır” şeklinde cevap vermek doğru değildir.
Ortağın işlemi kendi adına ve ortaklık hesabına mı, yoksa ortaklık veya bütün ortaklar adına mı yaptığı araştırılmalıdır. Ayrıca kişinin temsil yetkisinin kapsamı ve yapılan işlemin ortaklık faaliyetleriyle bağlantısı belirlenmelidir.
Kendi adına işlem yapan ortak bakımından TBK 637/1; bütün ortaklar veya ortaklık adına işlem yapılması bakımından temsil hükümleri ve TBK 638’deki sorumluluk sistemi önem taşır.
Bu nedenle özellikle yüksek miktarda borçlandırıcı işlemler yapılacak ortaklıklarda temsil yetkisinin yazılı ve ayrıntılı belirlenmesi önemli bir hukuki tedbirdir.
Yönetim görevini fiilen yerine getirmeyen bir ortağın varlığı, onun her durumda üçüncü kişilere karşı sorumluluktan çıkması anlamına gelmez.
Yönetim yetkisi ile üçüncü kişilere karşı borçtan sorumluluk farklı hukuki kavramlardır. Bir işlemin bütün ortakları bağlayıp bağlamadığı, ilgili ortağın günlük yönetim faaliyetlerine katılıp katılmadığından ziyade temsil ilişkisi, ortaklık adına üstlenilen borç ve ilgili kanuni hükümler çerçevesinde belirlenebilir.
Bu nedenle “ben yönetici ortak değildim” savunması tek başına bütün sorumluluk ihtimallerini ortadan kaldırmaz.
Adi ortaklık ilişkisinin hukuki niteliği bakımından her durumda tek tip şekil şartından söz edilemese de, tarafların sorumluluklarının açık biçimde belirlenmesi açısından yazılı adi ortaklık sözleşmesi son derece önemlidir.
Özellikle ortakların katılım payları, kâr-zarar oranları, yönetim yetkileri, temsil sınırları, giderlerin karşılanması, bilgi alma usulleri, ortaklıktan çıkma şartları ve tasfiye yöntemleri konusunda yazılı düzenleme bulunması uyuşmazlık hâlinde ispat kolaylığı sağlayabilir.
Katılım payı olarak taşınmaz veya başka bir şekle tabi hukuki işlem söz konusu olduğunda ise ilgili işlemin kendi özel şekil şartlarının ayrıca dikkate alınması gerekir.
Ortakların birlikte veya yetkili temsilci aracılığıyla ortaklık ilişkisi kapsamında üçüncü kişilere karşı üstlendikleri borçlardan, TBK 638 uyarınca aksi kararlaştırılmamışsa ortakların müteselsilen sorumluluğu söz konusu olabilir. Bununla birlikte işlemin kimin adına yapıldığı ve temsil yetkisi mutlaka değerlendirilmelidir.
Ortaklık sözleşmesinde farklı bir oran kararlaştırılmamışsa ortakların kazanç ve zarar payları, katılım paylarının değer ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Yalnız emeğini koyan ortak açısından zarara katılmadan yalnızca kazanca katılmaya yönelik anlaşma yapılabilmesine kanunda izin verilmiştir.
Sözleşme veya ortakların kararıyla yönetim belirli ortaklara ya da üçüncü kişiye bırakılmamışsa bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.
Evet. TBK 630 kapsamında yönetici ortakların yılda en az bir kez hesap vermesi ve kazanç paylarını ortaklara ödemesi öngörülmüştür.
Evet. TBK 631 uyarınca yönetim yetkisi bulunmayan ortak da ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alabilir, defter ve kayıtları inceleyebilir, örnek alabilir ve mali durum hakkında özet çıkarabilir. Bu hakkı ortadan kaldıran sözleşme hükümleri kesin olarak hükümsüzdür.
Hayır. TBK 632’ye göre ortaklığa yeni ortak alınması bütün ortakların rızasına bağlıdır. Bir ortağın üçüncü kişiyi kendi payına ortak etmesi veya payını devretmesi, üçüncü kişiye kendiliğinden ortak sıfatı kazandırmaz.
Her durumda otomatik olarak sona erdiği söylenemez. TBK 634-636 kapsamında muaccel borçlar, henüz muaccel olmayan borçlar, tasfiye payı ve tamamlanmamış işlerden doğan kâr veya zarar bakımından özel hükümler bulunmaktadır.
TBK 638’de, sözleşmede aksine hüküm yoksa bir ortağın kişisel alacaklılarının haklarını ancak ilgili ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabileceği düzenlenmiştir. Ortaklığın kendi borçları ile ortağın kişisel borçları birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.
Hayır. Ortaklığın sona ermesi geçmişte doğmuş borçların kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Sona erme sonrasında tasfiye ve mevcut hukuki ilişkilerin sonuçlandırılması gerekir. TBK 639 ve devamındaki hükümler bu süreci düzenlemektedir.
Adi ortaklıkta ortakların sorumlulukları, yalnızca tarafların koydukları sermaye veya katılım payıyla sınırlı olarak düşünülmemelidir. Ortakların katılım payını yerine getirme, ortaklığın kazanç ve zararına katılma, ortaklık amacına zarar verecek faaliyetlerden kaçınma, ortaklık işlerinde gerekli özeni gösterme, yönetim görevi üstlenilmişse hesap verme ve yetki sınırlarına uygun davranma yükümlülükleri bulunmaktadır.
Bunun yanında en önemli başlıklardan biri üçüncü kişilere karşı sorumluluktur. Türk Borçlar Kanunu’nun 637 ve 638. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, işlemin kimin adına gerçekleştirildiği ve temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı büyük önem taşır. Ortakların birlikte veya yetkili temsilci aracılığıyla ortaklık ilişkisi kapsamında üstlendikleri borçlarda, aksi kararlaştırılmadıkça müteselsil sorumluluk temel kuraldır.
Bu nedenle adi ortaklık kurulurken adi ortaklık sözleşmesinin ayrıntılı hazırlanması, yönetim ve temsil yetkilerinin açıkça belirlenmesi, kâr-zarar oranlarının yazılması, ortaklık hesaplarının düzenli tutulması ve ortaklıktan ayrılma ile tasfiye hükümlerinin önceden planlanması önemlidir.
Özellikle adi ortaklık borçlarından sorumluluk, adi ortaklıkta müteselsil sorumluluk, ortaklıktan çıkma, temsil yetkisinin aşılması, yönetici ortağın sorumluluğu, kâr ve zarar paylaşımı veya ortaklık tasfiyesi konusunda uyuşmazlık bulunması hâlinde yalnızca genel kurallara göre hareket edilmemeli; sözleşmenin içeriği, yapılan işlemler, tarafların yetkileri ve somut olayın tüm özellikleri birlikte hukuki değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Adi ortaklığın pratik bir ortak çalışma modeli olması, hukuki risklerinin düşük olduğu anlamına gelmez. Aksine tüzel kişiliğe sahip sermaye şirketlerinden farklı yapısı ve ortakların üçüncü kişiler karşısında karşılaşabileceği kişisel ve müteselsil sorumluluk ihtimali nedeniyle ortaklık kurulmadan önce sorumluluk düzeninin doğru oluşturulması büyük önem taşır.
Adi ortaklıkta ortakların sorumluluğu konusunda temel yaklaşım; ortakların kendi aralarındaki yükümlülükleri ile üçüncü kişilere karşı sorumluluklarının birbirinden ayrılması, yönetim ve temsil kavramlarının karıştırılmaması ve her borcun hangi hukuki işlemden doğduğunun ayrı ayrı incelenmesidir. Böylece hem ortakların kendi aralarındaki hak ve yükümlülükleri daha açık hâle gelir hem de ortaklık faaliyetlerinin ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından daha güvenli bir yapı oluşturulabilir.
Hukuki Bilgilendirme Notu: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşımaktadır ve somut bir uyuşmazlık için hukuki görüş veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Adi ortaklık sözleşmesinin içeriği, borcun kaynağı, temsil yetkileri ve tarafların somut işlemleri hukuki sonucu değiştirebileceğinden her olay kendi şartları içerisinde değerlendirilmelidir.