MENÜ

Borcun Üstlenilmesi (TBK m195-205)14.9.2026

Aydın'daki Elgit Hukuk'a ait bu web sitesinde Borcun Üstlenilmesi (TBK m195-205) konusu sizler için ele alındı, hemen inceleyebilirsiniz. 

Borcun Üstlenilmesi (TBK m.195-205): Şartları, Sonuçları ve Hukuki Niteliği

Borç ilişkilerinde tarafların değişmesi, özellikle ticari ilişkilerde, şirket ve işletme devirlerinde, borç yapılandırmalarında ve kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Bir borcun mevcut borçlu yerine başka bir kişi tarafından üstlenilmesi, Türk hukukunda borcun üstlenilmesi kurumu ile düzenlenmektedir. Borcun üstlenilmesinin temel amacı, mevcut borç ilişkisini ortadan kaldırmaksızın borçlu tarafında değişiklik meydana getirmektir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda borcun üstlenilmesine ilişkin temel düzenlemeler TBK m.195 ile m.204 arasında yer almaktadır. TBK m.205 ise teknik olarak borcun üstlenilmesini değil, sözleşmenin devrini düzenlemektedir. Bununla birlikte borcun üstlenilmesi ile sözleşmenin devri birbirine yakın hukuki kurumlar olduğundan ve uygulamada “TBK 195-205” biçiminde birlikte araştırıldığından, sözleşmenin devrine ilişkin maddeye de bu yazıda ayrıca değinilecektir.

Borcun üstlenilmesi bakımından özellikle borcun iç üstlenilmesi, borcun dış üstlenilmesi, alacaklının rızası, borca katılma, kefil ve rehin verenlerin durumu, işletme devrinde borçlardan sorumluluk ve borcun üstlenilmesinin hükümsüzlüğü gibi konular önem taşımaktadır.

Borcun Üstlenilmesi Nedir?

Borcun üstlenilmesi, mevcut bir borcun içeriği esas olarak korunmak suretiyle borçlu sıfatının bir kişiden başka bir kişiye geçmesini ifade eden hukuki kurumdur. Başka bir ifadeyle mevcut borç ortadan kaldırılarak tamamen yeni bir borç yaratılması yerine, borcun borçlu tarafında değişiklik meydana gelir.

Örneğin A kişisinin B kişisine karşı bir borcu bulunduğunu ve C kişisinin bu borcu üstlenmek istediğini düşünelim. C ile A arasında yapılan anlaşma tek başına her durumda A’nın B’ye karşı olan borcunu sona erdirmez. Bunun için iç üstlenme ile dış üstlenme arasındaki farkın doğru şekilde belirlenmesi gerekir.

Borcun iç üstlenilmesinde temel ilişki eski borçlu ile borcu üstlenmeyi taahhüt eden üçüncü kişi arasındadır. Borcun dış üstlenilmesinde ise alacaklı ile yeni borçlu konumuna geçmek isteyen kişi arasında bir sözleşme kurulur. Eski borçlunun borçtan kurtulmasını sağlayan temel hukuki sonuç dış üstlenme sözleşmesiyle ortaya çıkar.

Bu nedenle bir sözleşmede yalnızca “borcu devraldım”, “borcu ben ödeyeceğim” veya “şirketin borçlarını ben üstlendim” şeklinde bir ifade bulunması, somut olayın özellikleri değerlendirilmeden eski borçlunun mutlaka borçtan kurtulduğu anlamına gelmez.

Borcun İç Üstlenilmesi Nedir? TBK m.195

TBK m.195, borcun iç üstlenilmesini düzenlemektedir. Buna göre borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasını sağlayıp borcu üstlenerek borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girer.

İç üstlenme sözleşmesinin en önemli özelliği, esas itibarıyla borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasında sonuç doğurmasıdır. Alacaklı bu sözleşmenin doğrudan tarafı değildir. Bu nedenle yalnızca borçlu ile üçüncü kişi arasında iç üstlenme sözleşmesi yapılması, alacaklı bakımından borçlunun otomatik olarak değişmesine yol açmaz.

Örneğin bir şirket ortağının, şirketten ayrılırken diğer ortağa karşı “şirketin belirli borçlarını bundan sonra ben ödeyeceğim” şeklinde bir yükümlülük üstlenmesi iç üstlenme ilişkisi niteliğinde olabilir. Ancak alacaklının bu ilişkiye uygun şekilde dahil olmaması hâlinde, eski borçlunun alacaklıya karşı sorumluluğunun devam edip etmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

TBK m.195 ayrıca taraflar arasındaki karşılıklı yükümlülük bakımından önemli bir düzenleme içerir. Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan kendi borçlarını yerine getirmedikçe diğer taraftan üstlendiği yükümlülüğün yerine getirilmesini isteyemez.

Bunun yanında borçlu henüz asıl borç ilişkisinden kurtarılmamışsa, iç üstlenmeyi gerçekleştiren kişiden güvence talep edebilme imkânına sahiptir.

Dolayısıyla borcun iç üstlenilmesi yalnızca “borcu ödeme sözü” şeklinde değerlendirilmemeli; eski borçluyu borcun ekonomik ve hukuki yükünden kurtarmaya yönelik özel bir borç ilişkisi olarak incelenmelidir.

Borcun Dış Üstlenilmesi Nedir? TBK m.196

Borcun dış üstlenilmesi, borçlu değişikliğinin alacaklıya karşı da hüküm doğurduğu aşamadır. TBK m.196 uyarınca borçlunun yerine yeni borçlunun geçmesi ve önceki borçlunun borçtan kurtulması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşme sonucunda gerçekleşir.

Burada sözleşmenin tarafları alacaklı ile borcu üstlenen kişidir. Dış üstlenme sözleşmesi geçerli biçimde kurulduğunda yeni borçlu eski borçlunun yerini alır.

Kanun ayrıca iç üstlenme sözleşmesinin, borcu üstlenen kişi tarafından veya onun izniyle önceki borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesini, dış üstlenme sözleşmesinin kurulmasına yönelik bir öneri olarak değerlendirmektedir.

Alacaklının kabulü açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Örneğin alacaklı herhangi bir çekince ileri sürmeden yeni borçlu tarafından yapılan ifayı borçlu sıfatıyla kabul ederse veya yeni borçlunun borçlu sıfatıyla gerçekleştirdiği başka bir hukuki işleme rıza gösterirse, somut olayın şartlarına göre borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılabilir.

Bu noktada alacaklının davranışlarının dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Çünkü üçüncü bir kişinin sadece borçlu adına ödeme yapması ile yeni borçlu sıfatını kazanması her zaman aynı hukuki sonucu ifade etmez. Ödemenin hangi sıfatla yapıldığı ve alacaklının bunu hangi iradeyle kabul ettiği önemlidir.

Alacaklının Borcun Üstlenilmesine Rızası Neden Önemlidir?

Alacaklının rızası, borcun dış üstlenilmesinde belirleyici unsurlardan biridir. Bunun temel nedeni, borçlunun kim olduğunun alacaklı açısından önem taşımasıdır.

Alacaklı bir sözleşme kurarken borçlunun malvarlığını, ödeme gücünü, ticari güvenilirliğini veya sözleşmeyi yerine getirme kapasitesini dikkate almış olabilir. Borçlunun alacaklının iradesinden tamamen bağımsız şekilde başka bir kişiyle değiştirilmesi, alacaklının hukuki ve ekonomik durumunu olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle eski borçlu ile üçüncü kişinin kendi aralarında anlaşmaları, kural olarak alacaklı karşısında doğrudan borçlu değişikliğini sağlamaya yeterli değildir.

Borcun dış üstlenilmesinin kurulması bakımından alacaklının kabulünün açık bir yazılı beyanla yapılması mümkün olduğu gibi, kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde davranışlardan anlaşılabilecek örtülü kabul de söz konusu olabilir.

Ancak uyuşmazlık çıkması ihtimalinde taraf iradelerinin ispatı önem taşıdığından, özellikle yüksek ekonomik değere sahip ticari ilişkilerde borcun kapsamının, tarafların kimliklerinin, alacaklının kabulünün ve üstlenmenin sonuçlarının yazılı şekilde açıkça düzenlenmesi hukuki güvenliği artırır.

Borcun Üstlenilmesine İlişkin Önerinin Bağlayıcılığı: TBK m.197

TBK m.197, borcun üstlenilmesine yönelik önerinin ne kadar süreyle geçerli olabileceğini ve alacaklının bu öneri karşısındaki konumunu düzenlemektedir.

Kanuna göre borcun üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı tarafından kural olarak her zaman kabul edilebilir. Bununla birlikte borcu üstlenen veya önceki borçlu, alacaklının kabulü için belirli bir süre koyabilir. Böyle bir süre konulmuşsa ve alacaklı süre sonuna kadar sessiz kalırsa öneri reddedilmiş sayılır.

Buradaki önemli nokta, susmanın her durumda kabul anlamına gelmemesidir. Özellikle kabul için süre verilmişse alacaklının bu süre boyunca sessiz kalmasının hukuki sonucu kanunda açık şekilde düzenlenmiştir.

Ayrıca alacaklının ilk öneriyi kabul etmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesinin yapılması ve ikinci üstlenmeye ilişkin yeni bir önerinin alacaklıya sunulması durumunda, ilk öneride bulunan kişi önerisiyle bağlı olmaktan kurtulur.

Bu düzenleme, aynı borcun farklı kişiler tarafından üstlenilmesinin gündeme geldiği durumlarda hangi önerinin geçerliliğini koruyacağının belirlenmesi açısından önemlidir.

Borçlu Değiştiğinde Alacağa Bağlı Haklar Ne Olur? TBK m.198

Borcun üstlenilmesinin ardından yalnızca borçlunun kimliği değişir. Bu nedenle mevcut borcun hukuki kimliği ve ona bağlı bazı haklar kural olarak devam eder.

TBK m.198 uyarınca borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olmayan bağlı hakları korunur. Bununla birlikte üçüncü kişiler tarafından sağlanan teminatlar bakımından özel bir koruma getirilmiştir.

Borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumluluklarının devam edebilmesi için bu kişilerin borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri gerekir.

Bu düzenlemenin sebebi açıktır. Kefil veya üçüncü kişi tarafından rehin veren kişi, güvenceyi belirli bir asıl borçlu dikkate alınarak vermiş olabilir. Asıl borçlunun başka biriyle değiştirilmesi, güvence veren kişinin riskini değiştirebilir. Bu nedenle kanun bu kişilerin yazılı rızasını aramaktadır.

Örneğin A’nın borcu için C kefil olmuş ve daha sonra A’nın borcu D tarafından üstlenilmişse, C’nin kefalet sorumluluğunun yeni borçlu bakımından devam edip etmediği TBK m.198 kapsamında değerlendirilir. Kefilin yazılı rızasının bulunup bulunmadığı bu noktada belirleyicidir.

Yeni Borçlu Hangi Savunmaları İleri Sürebilir? TBK m.199

Borcun üstlenilmesinde önemli konulardan biri de yeni borçlunun alacaklıya karşı hangi defi ve itirazları ileri sürebileceğidir.

TBK m.199’a göre üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı yeni borçluya geçer. Başka bir ifadeyle doğrudan borcun kendisinden kaynaklanan savunmalar, borçlunun değişmesi nedeniyle ortadan kalkmaz.

Ancak önceki borçlunun şahsına özgü savunmalar bakımından farklı bir durum söz konusudur. Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı eski borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalara dayanamaz.

Aynı şekilde yeni borçlu, eski borçluyla arasındaki iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları da kural olarak alacaklıya karşı ileri süremez.

Bu ayrım, iç ilişki ile dış ilişkinin birbirinden bağımsız değerlendirilmesinin önemli sonuçlarından biridir. Yeni borçlu ile eski borçlu arasındaki anlaşmazlık, her durumda alacaklının hakkını etkilemez.

Dış Üstlenme Sözleşmesi Geçersiz Olursa Ne Olur? TBK m.200

Borcun üstlenilmesine ilişkin dış sözleşmenin sonradan hükümsüz olduğunun anlaşılması önemli hukuki sonuçlar meydana getirir.

TBK m.200’e göre dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüz olması hâlinde, iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.

Böylece hukuken geçerli bir borçlu değişikliğinin gerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda asıl borcun tamamen ortadan kalkması engellenmiş olur.

Ayrıca dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüzlüğü nedeniyle alacaklının daha önce sahip olduğu bir güvenceyi kaybetmesi veya başka bir zarara uğraması mümkündür. Kanun, belirli şartların gerçekleşmesi durumunda alacaklıya borcu üstlenen kişiden zararının giderilmesini isteme imkânı tanımaktadır.

Bu sebeple borcun üstlenilmesi sözleşmelerinde geçerlilik şartları, tarafların temsil yetkileri, borcun açık biçimde belirlenmesi ve taraf iradelerinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması önemlidir.

Borca Katılma Nedir? TBK m.201

Borca katılma, borcun üstlenilmesinden farklı bir hukuki kurumdur. TBK m.201’e göre borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak amacıyla katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılan kişinin mevcut borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olmasını sağlayan sözleşmedir.

Borca katılan ile mevcut borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olur.

Borcun dış üstlenilmesinde kural olarak eski borçlu borç ilişkisinden çıkar ve yeni borçlu onun yerine geçer. Borca katılmada ise mevcut borçlu borç ilişkisinden çıkmaz. Yeni kişi onun yanına eklenir.

Örneğin A’nın B’ye borcu bulunurken C, B ile anlaşarak bu borca katılırsa A’nın borçluluğu devam eder ve C de borçtan sorumlu hâle gelir. Buna karşılık gerçek anlamda dış borç üstlenmesinde gerekli şartlar gerçekleştiğinde C, A’nın yerine geçebilir.

Bu nedenle uygulamada kullanılan “borca ortak olmak”, “borcu üstlenmek”, “borcun garantisini vermek” veya “borcu birlikte ödemek” gibi ifadelerin hukuken hangi kuruma karşılık geldiği sözleşmenin tamamı ve tarafların gerçek iradeleri değerlendirilerek belirlenmelidir.

Malvarlığının veya İşletmenin Devralınmasında Borçlardan Sorumluluk: TBK m.202

Borcun üstlenilmesinin önemli uygulama alanlarından biri malvarlığının veya işletmenin devridir.

TBK m.202’ye göre bir malvarlığını veya işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kişi, bunu alacaklılara bildirdiği veya kanunda belirtilen şekilde ilan ettiği tarihten itibaren malvarlığı ya da işletmeye dahil borçlardan alacaklılara karşı sorumlu olur.

Kanunda ayrıca eski borçlunun da belirli süre boyunca sorumluluğunun devam etmesi öngörülmüştür. Buna göre önceki borçlu, iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu kalır.

Muaccel hâle gelmiş borçlarda iki yıllık süre bildirme veya duyuru tarihinden itibaren başlar. Daha sonra muaccel olacak borçlarda ise süre borcun muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.

Devralan tarafından bildirme veya ilan yükümlülüğü yerine getirilmezse kanunda öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.

İşletme devirleri bakımından yalnızca TBK hükümlerinin değil, işlemin niteliğine göre Türk Ticaret Kanunu ve ilgili özel mevzuat hükümlerinin de değerlendirilmesi gerekebilir. Bu nedenle işletmenin devri söz konusu olduğunda aktiflerin yanında borçların, teminatların, devam eden sözleşmelerin ve üçüncü kişilere karşı sorumluluğun ayrı ayrı incelenmesi önemlidir.

İşletmelerin Birleşmesi ve Şekil Değiştirmesi: TBK m.203

TBK m.203 işletmelerin birleşmesi ve belirli şekil değişikliklerinin borçlara etkisini düzenlemektedir.

Bir işletmenin başka bir işletmeyle aktif ve pasiflerin karşılıklı devralınması veya bir işletmenin diğerine katılması yoluyla birleştirilmesi durumunda her iki işletmenin alacaklıları, malvarlığının devralınmasından doğan haklara sahip olur ve alacaklarını yeni işletmeden talep edebilir.

Kanun ayrıca tek bir kişiye ait işletmenin kollektif veya komandit ortaklık hâline dönüştürülmesinde de işletmenin borçları açısından aynı esasın uygulanacağını belirtmektedir.

Şirket birleşmeleri ve tür değiştirmeleri bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda ayrıntılı özel düzenlemeler bulunduğu için, somut işlemin yalnızca TBK m.203 üzerinden değerlendirilmesi her zaman yeterli olmayabilir.

Miras ve Rehinli Taşınmazlarda Özel Hükümler: TBK m.204

TBK m.204 son derece kısa olmakla birlikte uygulama açısından önemli bir düzenlemedir. Maddeye göre mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların devri konusunda borcun üstlenilmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.

Bunun anlamı, bu alanlarda genel borcun üstlenilmesi hükümlerinin yanında veya yerine uygulanması gereken özel kanun hükümlerinin bulunabileceğidir.

Özellikle ipotekle güvence altına alınmış bir borcun bulunduğu taşınmazın devri sırasında yalnızca taraflar arasında “borç yeni malik tarafından üstlenildi” şeklinde anlaşma yapılması bütün hukuki sonuçların kendiliğinden ortaya çıktığı anlamına gelmeyebilir.

Bu nedenle rehinli taşınmaz devrinde Türk Medeni Kanunu hükümleriyle birlikte somut sözleşmenin ve alacaklının durumunun ayrıca incelenmesi gerekir.

TBK m.205 Borcun Üstlenilmesi mi, Sözleşmenin Devri mi?

Uygulamada “Borcun Üstlenilmesi TBK 195-205” şeklinde çok sayıda arama yapılmasına rağmen teknik olarak önemli bir ayrım vardır.

TBK’da “Borcun Üstlenilmesi” başlıklı ikinci ayırım m.195 ile m.204 arasında düzenlenmiştir. TBK m.205 ile birlikte yeni bir ayırıma, yani Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma bölümüne geçilmektedir.

TBK m.205 uyarınca sözleşmenin devri, devralan, devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devreden kişinin sözleşmeden kaynaklanan taraf olma sıfatıyla birlikte bütün hak ve borçlarının devralana geçirilmesini sağlayan anlaşmadır.

Ayrıca devreden ile devralan arasında yapılan anlaşmanın sözleşmede kalan diğer tarafça önceden izin verilmiş veya sonradan onaylanmış olması durumunda da sözleşmenin devri hükümleri uygulanabilir.

Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin tabi olduğu şekle bağlıdır.

Dolayısıyla borcun üstlenilmesi ile sözleşmenin devri aynı şey değildir. Borcun üstlenilmesinde belirli bir borcun borçlusu değişirken, sözleşmenin devrinde sözleşmenin taraflarından biri sözleşmesel konumunu, yani sözleşmeden kaynaklanan hak ve borçların bütününü başka bir kişiye devreder.

Borcun Üstlenilmesi ile Alacağın Devri Arasındaki Fark Nedir?

Borcun üstlenilmesiyle sık karıştırılan diğer kurum alacağın devridir.

Alacağın devrinde değişen kişi alacaklıdır. Eski alacaklı sahip olduğu alacağı belirli şartlarla başka bir kişiye devreder ve yeni kişi alacaklı konumuna geçer.

Borcun üstlenilmesinde ise alacaklı aynı kalırken borçlu tarafında değişiklik meydana gelir.

Bu ayrım, özellikle ticari sözleşmelerde “devir”, “temlik”, “borcun nakli” veya “alacağın devri” gibi ifadelerin birbirinin yerine kullanıldığı belgelerde büyük önem taşımaktadır. Sözleşmenin hukuki niteliği yalnızca kullanılan başlığa göre değil, tarafların gerçek iradesine ve işlemin meydana getirdiği sonuçlara göre belirlenmelidir.

Borcun Üstlenilmesi ile Kefalet Arasındaki Fark

Kefalet ile borcun üstlenilmesi de birbirinden farklıdır.

Kefalette kefil, belirli şartlar altında asıl borçlunun borcundan sorumluluk üstlenirken asıl borçlunun borçlu sıfatı ortadan kalkmaz. Borcun dış üstlenilmesinde ise gerekli şartlar sağlandığında yeni borçlu eski borçlunun yerine geçer.

Borca katılmada da eski borçlu ilişkide kalırken başka bir kişi borçtan müteselsil sorumlu hâle gelir.

Bu nedenle bir sözleşmenin kefalet mi, borca katılma mı yoksa borcun üstlenilmesi mi olduğu belirlenirken yalnızca “ödemeyi garanti ediyorum” veya “borcu üstleniyorum” ifadelerine dayanılması doğru değildir. Tarafların iradesi, sözleşmenin içeriği ve getirilen sorumluluğun kapsamı birlikte değerlendirilmelidir.

Kefalet sözleşmesinin ayrıca kendine özgü ve ayrıntılı geçerlilik şartları bulunduğundan hukuki nitelendirme uygulamada önemli sonuçlar doğurabilir.

Borcun Üstlenilmesi Sözleşmesinde Nelere Dikkat Edilmelidir?

Borcun üstlenilmesine yönelik bir hukuki işlem düzenlenirken öncelikle hangi borcun devredilmek istendiği tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmelidir. Borcun kaynağı, tarafları, kapsamı, varsa faiz ve yan yükümlülükleri, teminatları ve muacceliyet durumu mümkün olduğunca açık olmalıdır.

İkinci olarak işlemin iç üstlenme mi yoksa dış üstlenme mi olduğunun belirlenmesi gerekir. Eski borçlu ile üçüncü kişinin kendi arasında yaptığı anlaşma ile alacaklının da kabul ettiği gerçek borçlu değişikliği aynı hukuki sonucu meydana getirmez.

Üçüncü olarak alacaklının iradesi açık şekilde ortaya konulmalıdır. Örtülü kabul kanunen mümkün olmakla birlikte, sonradan ortaya çıkabilecek ispat sorunlarının önüne geçebilmek amacıyla kapsamlı ticari işlemlerde yazılı düzenleme yapılması önemli olabilir.

Dördüncü olarak borca bağlı kefalet, üçüncü kişi rehni, ipotek veya diğer teminatların devam edip etmeyeceği incelenmelidir. Özellikle TBK m.198 gereğince üçüncü kişi tarafından verilen rehin ile kefaletin devamında yazılı rıza konusu gözden kaçırılmamalıdır.

Beşinci olarak borcu üstlenen kişinin eski borçluya karşı sahip olduğu iç ilişkiden kaynaklanan savunmaların alacaklıya karşı her durumda ileri sürülemeyeceği dikkate alınmalıdır.

Son olarak işlem bir işletme devri, şirket birleşmesi, miras paylaşımı veya rehinli taşınmaz devriyle bağlantılıysa yalnızca genel TBK hükümleriyle yetinilmemeli; ilgili özel mevzuat da değerlendirilmelidir.

Borcun Üstlenilmesine Örnek

Bir ticari işletmenin tedarikçisine karşı borcu bulunduğunu düşünelim. İşletmenin sahibi faaliyetini başka bir kişiye devretmek üzere anlaşmış ve yeni işletmeci, taraflar arasındaki protokolde mevcut borçları ödemeyi kabul etmiş olsun.

Bu anlaşmanın yapılmış olması, hangi hukuki kurumun gerçekleştiğinin tek başına belirlenmesi için yeterli olmayabilir.

Yeni işletmeci yalnızca eski işletme sahibine karşı borçları ödemeyi taahhüt etmişse iç üstlenme gündeme gelebilir.

Alacaklı ile yeni işletmeci arasında gerekli irade uyuşması sağlanarak eski borçlu borçtan çıkarılmışsa dış üstlenme söz konusu olabilir.

Yeni kişi eski borçlunun yanında aynı borçtan müteselsilen sorumlu olacak şekilde alacaklıyla anlaşmışsa borca katılma gündeme gelebilir.

İşletmenin aktif ve pasifleriyle bir bütün olarak devredilmesi hâlinde ise TBK m.202 kapsamındaki işletme devrine ilişkin özel sorumluluk kurallarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Görüldüğü üzere günlük dilde aynı şekilde ifade edilen “borcu üzerine alma” işlemi, hukuken birbirinden oldukça farklı sonuçlara yol açabilir.

Borcun Üstlenilmesinde Eski Borçlu Ne Zaman Borçtan Kurtulur?

Bu konuda temel ayrım iç ve dış üstlenme arasındadır.

Borçlu ile üçüncü kişinin kendi arasında iç üstlenme anlaşması yapması, kural olarak alacaklı karşısında eski borçlunun doğrudan borçtan çıktığı anlamına gelmez.

Eski borçlunun yerine yeni borçlunun geçmesini sağlayan işlem dış üstlenme sözleşmesidir. Alacaklı ile borcu üstlenen arasında gerekli sözleşme kurulduğunda borçlu değişikliği gerçekleşir.

Bununla birlikte işletmenin veya malvarlığının devri gibi kanunun doğrudan özel sonuç bağladığı durumlarda TBK m.202 ve diğer özel hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır.

Borcun Üstlenilmesinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklar

Borcun üstlenilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri, taraflar arasında yapılan anlaşmanın hukuki niteliğinin tespitidir.

Taraflardan biri anlaşmanın borcun tamamen üstlenilmesi olduğunu ileri sürerken diğer taraf yalnızca ödeme konusunda iç ilişki kurulduğunu savunabilir. Benzer şekilde alacaklının yeni borçlunun yaptığı ödemeyi kabul etmesinin dış üstlenmenin örtülü kabulü anlamına gelip gelmediği tartışma konusu olabilir.

Uyuşmazlığın çözümünde sözleşmenin metni, tarafların yazışmaları, ödeme kayıtları, faturalar, ihtarnameler, ticari defter ve kayıtlar, tarafların işlem sonrasındaki davranışları ve somut olayın diğer özellikleri önem taşıyabilir.

Özellikle şirket payı devri veya işletme devri sırasında “geçmiş borçların tamamı devralana aittir” şeklindeki hükümler bulunması, alacaklı bakımından eski borçlunun otomatik olarak sorumluluktan kurtulduğunun kabul edilmesi için tek başına yeterli olmayabilir. İç ilişki ile alacaklıya karşı dış ilişkinin ayrılması gerekir.

Bu nedenle borcun üstlenilmesine ilişkin sözleşmeler hazırlanırken yalnızca taraflar arasında ekonomik yükün kime bırakılacağı değil, alacaklıya karşı kimin borçlu olmaya devam edeceği de açık biçimde düzenlenmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Borcun üstlenilmesi nedir?

Borcun üstlenilmesi, mevcut bir borç ilişkisinde borcun esas yapısı korunurken borçlu tarafında değişiklik meydana getiren hukuki kurumdur. TBK’da borcun iç ve dış üstlenilmesi başta olmak üzere farklı durumlar için ayrıntılı hükümler bulunmaktadır.

Borcun üstlenilmesi Türk Borçlar Kanunu’nun hangi maddelerinde düzenlenmiştir?

Borcun üstlenilmesi doğrudan TBK m.195 ile m.204 arasında düzenlenmiştir. TBK m.205 ise teknik olarak borcun üstlenilmesi değil, sözleşmenin devri hakkındadır.

İç üstlenme sözleşmesi nedir?

İç üstlenme, borçlu ile borcu üstlenmek isteyen kişi arasındaki ilişkidir. Üstlenen kişi borcu ödeyerek veya alacaklının rızasını sağlayıp borcu üstlenerek borçluyu borçtan kurtarma yükümlülüğü altına girer.

Borcun dış üstlenilmesi nedir?

Dış üstlenme, alacaklı ile borcu üstlenen kişi arasında yapılan ve yeni kişinin eski borçlunun yerine geçmesini sağlayan sözleşmedir. Bu sözleşmenin kurulmasıyla, şartların gerçekleşmesi hâlinde önceki borçlu borçtan kurtulur.

Alacaklının izni olmadan borç başkasına devredilebilir mi?

Eski borçlu ile üçüncü kişinin kendi aralarında iç üstlenme anlaşması yapmaları mümkündür. Ancak eski borçlunun alacaklı karşısında borçtan çıkmasını sağlayan dış üstlenme bakımından alacaklının kabulü temel önem taşır.

Alacaklı borcun üstlenilmesini sözlü veya davranışıyla kabul edebilir mi?

TBK m.196 uyarınca alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklının çekince ileri sürmeksizin üstlenen kişinin ifasını borçlu sıfatıyla kabul etmesi gibi durumlarda örtülü kabul gündeme gelebilir. Ancak her somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.

Borcun üstlenilmesinde kefilin sorumluluğu devam eder mi?

TBK m.198 gereğince borcun güvencesi olarak kefil olan kişinin sorumluluğunun borçlu değişikliğinden sonra devam etmesi için borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermesi gerekir. Aynı esas borcun güvencesi amacıyla rehin veren üçüncü kişi bakımından da önemlidir.

Borcun üstlenilmesi ile borca katılma arasındaki fark nedir?

Dış borç üstlenmesinde yeni borçlu önceki borçlunun yerine geçebilir. Borca katılmada ise mevcut borçlu borç ilişkisinde kalır ve katılan kişi de onun yanında borçtan sorumlu olur. Borca katılan ile borçlu alacaklıya karşı müteselsilen sorumludur.

İşletme devredilince işletmenin eski borçları ne olur?

TBK m.202 kapsamında bir malvarlığını veya işletmeyi aktif ve pasifleriyle devralan kişi, kanunda belirtilen bildirim veya duyuru şartlarının gerçekleşmesinden itibaren ilgili borçlardan sorumlu olabilir. Önceki borçlu da kanunda düzenlenen şekilde iki yıllık süre boyunca devralanla müteselsilen sorumlu kalabilir.

İşletme devrindeki iki yıllık sorumluluk ne zaman başlar?

Muaccel borçlar bakımından süre bildirme veya duyuru tarihinden, daha sonra muaccel olacak borçlar bakımından ise muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bildirim veya ilan yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumunda TBK m.202’deki iki yıllık sürenin başlamaması söz konusu olur.

Borcun üstlenilmesi ile sözleşmenin devri aynı mıdır?

Hayır. Borcun üstlenilmesinde belirli bir borcun borçlusu değişirken, sözleşmenin devrinde bir tarafın sözleşmedeki taraf olma sıfatı ile sözleşmeden kaynaklanan bütün hak ve borçları devralana geçer. Sözleşmenin devri TBK m.205’te düzenlenmiştir.

Borcun üstlenilmesi ile alacağın devri arasındaki fark nedir?

Alacağın devrinde değişen taraf alacaklıdır. Borcun üstlenilmesinde ise borçlu tarafında değişiklik meydana gelir. Bu nedenle her iki kurumun şartları ve hukuki sonuçları birbirinden farklıdır.

Borcun üstlenilmesinde yeni borçlu eski borçlunun itirazlarını kullanabilir mi?

TBK m.199 uyarınca üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı yeni borçluya geçer. Ancak eski borçlunun kişisel savunmaları ile iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmalar konusunda kanunda özel sınırlamalar bulunmaktadır.

Borcun üstlenilmesi sözleşmesi geçersiz olursa eski borç sona erer mi?

Hayır. TBK m.200 uyarınca dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesi durumunda, iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları saklı olmak üzere eski borç bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.

Borcun üstlenilmesi hangi durumlarda kullanılır?

Borcun üstlenilmesi; ticari işletme ilişkilerinde, şirket ortaklarının kendi aralarındaki düzenlemelerde, işletme devirlerinde, çeşitli sözleşme ilişkilerinde, borç yapılandırmalarında ve başka bir kişinin mevcut borcun yükünü devralmasının istendiği çok sayıda özel hukuk ilişkisinde gündeme gelebilir.

Borcun Üstlenilmesinde Hukuki Değerlendirmenin Önemi

Borcun üstlenilmesi, ilk bakışta yalnızca borcun başka bir kişi tarafından ödenmesinden ibaret görünse de önemli hukuki sonuçlar doğuran bir taraf değişikliği kurumudur. Özellikle TBK m.195 iç üstlenme, TBK m.196-197 dış üstlenme, TBK m.198 bağlı hak ve teminatlar, TBK m.199 savunmalar, TBK m.200 hükümsüzlük, TBK m.201 borca katılma ve TBK m.202 işletme devri bakımından farklı hukuki sonuçlar öngörmektedir.

Ayrıca TBK m.203 işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesini, TBK m.204 ise mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların devri konusundaki özel hükümlerin saklı olduğunu düzenlemektedir. TBK m.205 ise borcun üstlenilmesinden farklı olarak sözleşmenin devrine ilişkindir.

Bu nedenle bir borcun üçüncü kişi tarafından ödeneceğinin veya üstlenileceğinin kararlaştırıldığı durumlarda yalnızca sözleşmede kullanılan ifadeye bakılması yeterli değildir. İşlemin iç üstlenme, dış üstlenme, borca katılma, kefalet, alacağın devri, sözleşmenin devri veya işletme devri niteliğinde olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.

Özellikle alacaklının rızasının bulunup bulunmadığı, eski borçlunun borçtan kurtulup kurtulmadığı, kefalet ve rehin gibi teminatların devam edip etmediği, tarafların hangi savunmaları ileri sürebileceği ve özel kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca incelenmelidir.

Borcun üstlenilmesine ilişkin işlemlerin önemli mali ve hukuki sonuçları bulunabileceğinden, somut uyuşmazlıklarda sözleşmelerin ve olayın özelliklerinin borçlar hukuku hükümleri kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Bu içerik genel hukuki bilgilendirme amacı taşımakta olup somut olay bakımından hukuki danışmanlık veya görüş yerine geçmez.

İlginizi Çekebilecek Diğer Makaleler

Whatsapp