Aydın'daki Elgit Hukuk Bürosu'na ait bu web sitemizden Boşanma Davalarında Kusur Kavramı Nedir? konusuna dair bilgilere anında erişebilirsiniz.
Evlilik kurumu, toplumun temel yapı taşı olan aileyi oluşturan, eşler arasında sevgi, saygı, sadakat ve karşılıklı yardımlaşma temellerine dayanan hukuki ve sosyal bir birlikteliktir. Ancak her evlilik ömür boyu sürmemekte, çeşitli nedenlerle eşler arasındaki bu birliktelik onarılamaz yaralar alabilmektedir. Evlilik birliğinin hukuki olarak sona erdirilmesi süreci olan boşanma, kendi içerisinde karmaşık hukuki dinamikleri barındırır. Özellikle eşlerin karşılıklı olarak anlaşamadığı ve mahkeme önünde haklarını aradığı çekişmeli boşanma davası süreçlerinde, davanın kaderini belirleyen en temel hukuki olgu boşanma davalarında kusur kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kusur kavramı, sadece boşanma kararının verilip verilmeyeceğini değil; boşanmanın feri niteliğindeki sonuçları olan tazminat, nafaka, velayet ve hatta bazı durumlarda mal rejiminin tasfiyesi gibi çok hayati konuları doğrudan etkilemektedir. Türk Medeni Kanunu sistemi, boşanmayı düzenlerken tamamen kusursuzluk (no-fault) ilkesini benimsememiş, aksine kusur ilkesini davanın merkezine oturtmuştur.
Hukuk tarihinde boşanma kurumuna bakış açısı yüzyıllar içinde büyük değişimler geçirmiştir. Geleneksel hukuk sistemlerinde boşanma genellikle katı kurallara bağlanmış ve sadece bir eşin çok ağır bir "suç" veya "kusur" işlemesi halinde mümkün kılınmıştır. Modern hukuk sistemleri ise zamanla "kusura dayalı boşanma" (fault-based divorce) sisteminden "evliliğin sarsılmasına dayalı" (irretrievable breakdown) sisteme doğru evrilmiştir.
Türkiye'de yürürlükte olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, karma bir sistem benimsemiştir. Kanun koyucu, eşlerin birbirlerine karşı olan kanuni yükümlülüklerini ihlal etmelerini bir kusur saymış, ancak sadece kusura odaklanmak yerine evlilik birliğinin temelinden sarsılması olgusunu da dikkate almıştır. Buna rağmen, çekişmeli boşanma davası söz konusu olduğunda kimin kime karşı daha fazla ihlalde bulunduğu, yani kusur tespiti, hakimin vereceği kararın bel kemiğini oluşturur. Hukukumuzda kusur; kast, ihmal veya dikkatsizlik sonucu eşe, evlilik birliğine veya ailevi yükümlülüklere zarar veren her türlü hukuka aykırı davranış olarak geniş bir çerçevede tanımlanabilir.
Hukuki anlamda kusur, kişinin hukuka veya sözleşmeye aykırı bir sonucu bilerek ve isteyerek (kast) ya da gerekli özeni göstermeyerek (ihmal) meydana getirmesidir. Aile hukuku ve boşanma davalarında kusur ise, evlilik birliğinin eşlere yüklediği görev ve sorumlulukların ihlal edilmesi anlamına gelir.
Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi evliliğin genel hükümleri arasında eşlerin hak ve yükümlülüklerini düzenler. Bu maddeye göre eşler, birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Ayrıca eşler, evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. İşte bu yükümlülüklerden herhangi birinin bilerek veya ağır bir ihmal ile yerine getirilmemesi, boşanma hukukunda "kusurlu davranış" olarak nitelendirilir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumunda hakimin ilk yapacağı iş, bu sarsılmaya hangi eşin hukuka aykırı eylemleriyle daha fazla sebebiyet verdiğini, yani kusur oranlarını tespit etmektir. Kusurun varlığı, iddia eden tarafça somut ve inandırıcı delillerle kanıtlanmak zorundadır. Sadece soyut iddialar veya genel geçer ifadeler, mahkeme nezdinde kusur tespiti için yeterli kabul edilmez.
Türk Medeni Kanunu, boşanma sebeplerini özel ve genel boşanma sebepleri olmak üzere iki ana kategoriye ayırmıştır. Boşanma davalarında kusur incelemesi, davanın hangi sebebe dayanılarak açıldığına göre farklılık gösterir.
Özel boşanma sebepleri kanunda sınırlı sayıda sayılmış olup, bu sebeplerin varlığı halinde kanun koyucu evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını karine olarak kabul eder. Bu sebeplerin büyük bir çoğunluğu doğrudan ağır kusur teşkil eden eylemlerdir.
Zina (Aldatma): TMK m. 161'de düzenlenen zina, eşlerden birinin evlilik dışı cinsel ilişki yaşamasıdır. Zina, evlilik birliğinin en temel yapı taşı olan sadakat yükümlülüğünün en ağır ve kasti ihlalidir. Zina eylemi kanıtlandığında, aldatan eş tam kusurlu veya duruma göre en ağır kusurlu kabul edilir. Zina nedenine dayalı boşanmalarda kusur o kadar belirleyicidir ki, zina yapan eşin mal rejimindeki artık değer payı hakim kararıyla tamamen ortadan kaldırılabilir veya ciddi oranda azaltılabilir.
Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış: TMK m. 162'de yer alan bu düzenleme; eşini öldürmeye teşebbüs etme, ona fiziksel işkence boyutunda şiddet uygulama veya toplum içinde ağır hakaretlerle onurunu kırma eylemlerini kapsar. Bu eylemlerin tamamı kasten işlenen ve eşi fiziksel veya ruhsal olarak ağır derecede zedeleyen kusurlu hareketlerdir. Bu sebeple açılan davalarda eylemi gerçekleştiren eş ağır kusurludur.
Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme: TMK m. 163'te belirtilen bu sebepte, eşlerden birinin küçük düşürücü bir suç işlemesi (örneğin hırsızlık, dolandırıcılık, cinsel suçlar) veya toplumun ahlak anlayışıyla bağdaşmayan haysiyetsiz bir hayat sürmesi ve bu nedenle diğer eş için birlikte yaşamanın çekilmez hale gelmesi aranır. Bu durumlar da evlilik yükümlülüklerine aykırı ağır kusurlu davranışlardır.
Terk: TMK m. 164'e göre, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesi durumudur. Terk eden eş, haklı bir sebebi yoksa, ortak yaşamı tek taraflı olarak bitirdiği için kusurlu kabul edilir. Ancak terk eyleminin boşanma sebebi olabilmesi için kanunda belirtilen ihtar prosedürünün harfiyen yerine getirilmesi gerekir. Eğer bir eş, diğer eşin ağır şiddeti veya evden kovması sonucu evi terk etmek zorunda kalmışsa, bu durumda evi terk eden değil, onu evden ayrılmaya mecbur bırakan eş kusurlu sayılır.
Akıl Hastalığı (İstisnai Durum): TMK m. 165'te düzenlenen akıl hastalığı, diğer özel sebeplerden ayrılır. Bir eşin akıl hastalığına yakalanması ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi halinde boşanmaya karar verilebilir. Ancak akıl hastalığı bir irade eksikliği olduğu için, burada hastalanan eşe "kusur" atfedilemez. Yani akıl hastalığı nedeniyle boşanmada, kusur ilkesi işlemez; bu objektif bir boşanma sebebidir.
TMK m. 166/1'de düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması, kamuoyunda bilinen adıyla "şiddetli geçimsizlik", uygulamada en sık karşılaşılan boşanma sebebidir. Bu davalarda belirli, ismen sayılmış bir suç veya kusur (zina gibi) aranmaz. Eşler arasındaki karakter uyuşmazlıkları, ailelerin müdahalesi, ekonomik sorunlar, cinsel uyumsuzluk, aşırı kıskançlık, ilgisizlik gibi sayısız sebep bu kapsama girebilir.
Genel sebeplere dayalı açılan bir davada hakimin öncelikli görevi evliliğin gerçekten çekilmez hale gelip gelmediğini ve bu duruma hangi eşin eylemlerinin yol açtığını, yani kusur tespiti yapmaktır. Davayı açan taraf, karşı tarafın kusurlu eylemleri nedeniyle evliliğin çekilmez hale geldiğini ispat etmelidir. TMK m. 166/2'ye göre, davayı açan eş daha ağır kusurlu ise, davalı eşin açılan davaya itiraz etme hakkı vardır. Ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evliliğin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa, hakim yine de boşanmaya karar verebilir.
Hukuk sistemimizde kusur, siyah veya beyaz gibi tek tip bir kavram değildir. Olayların örgüsü, karşılıklı tepkiler ve ihlallerin ağırlığı göz önüne alınarak mahkemeler tarafından kusur derecelendirmesi yapılır. Boşanma davalarında kusur dereceleri başlıca beş kategoriye ayrılır:
Tam Kusurlu: Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan olayların tamamının tek bir eşin davranışlarından kaynaklanması durumudur. Diğer eşin hiçbir kusuru (ihmali dahi) bulunmamaktadır. Tam kusurlu eşin maddi veya manevi tazminat talep etme hakkı kesinlikle yoktur ve genellikle yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkum edilir. Yoksulluk nafakası da talep edemez.
Daha Ağır Kusurlu: Her iki eşin de evlilik birliğinin sarsılmasında kusuru bulunduğu, ancak eşlerden birinin eylemlerinin diğerine göre çok daha ağır ve yıkıcı olduğu durumdur. Örneğin; bir eş sürekli hakaret ederken (kusur), diğer eş zina yapmış ve fiziksel şiddet uygulamışsa (daha ağır kusur), zina yapan eş daha ağır kusurlu sayılır. Daha ağır kusurlu eş lehine tazminata hükmedilmez, aksine aleyhine tazminata karar verilir.
Eşit Kusurlu: Evlilik birliğinin bitmesinde her iki eşin de aynı derecede veya birbirini dengeleyen ağırlıkta kusurunun bulunmasıdır. Eşit kusur durumunda tarafların birbirlerinden maddi veya manevi tazminat talepleri reddedilir. Çünkü tazminat için bir tarafın diğerinden daha az kusurlu olması şartı vardır. Ancak eşit kusur halinde, şartları oluşmuşsa yoksulluk nafakasına hükmedilebilir.
Daha Az Kusurlu: Olayların gelişiminde hataları bulunan ancak karşı tarafın eylemlerine kıyasla kusuru daha hafif kalan eştir. Daha az kusurlu eş, şartları varsa daha ağır kusurlu eşten tazminat talep edebilir. Ayrıca yoksulluk nafakası talebinde de bulunabilir.
Kusursuz Eş: Evliliğin sona ermesinde hiçbir eylemi, sözü veya ihmali bulunmayan, tamamen mağdur olan eştir. Kusursuz eş, diğer tüm yasal şartlar mevcutsa en geniş haklara sahip olan, tazminat ve nafaka talepleri en güçlü olan taraftır.
Hukuk muhakemesi kurallarına göre iddia eden taraf iddiasını ispatla mükelleftir. Sadece mahkeme dilekçesine "eşim bana kötü davranıyor, aldattığını düşünüyorum" yazmak, kusur tespiti için yeterli değildir. Kusurun kanıtlanması süreci, davanın en zorlu ve stratejik aşamasıdır.
Kusuru ispatlamak için hukuka uygun deliller kullanılmalıdır. Hukuka aykırı yollarla, örneğin eşin telefonuna gizli casus program yükleyerek, arabasına dinleme cihazı koyarak veya özel günlüğünü gizlice ele geçirerek elde edilen deliller "zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir" ilkesi gereği mahkemece dikkate alınmaz ve hatta bu eylemler ayrı bir ceza davasının konusu (özel hayatın gizliliğini ihlal) olabilir.
Tanık Beyanları: Boşanma davalarının en temel ispat aracıdır. Tarafların müşterek çocukları, anne-babaları, komşuları veya arkadaşları tanık olarak dinlenebilir. Ancak tanıkların görgüye dayalı bilgi vermesi şarttır. "Ben duydum, bana öyle söylediler" şeklindeki duyuma dayalı tanıklıkların hukuki değeri düşüktür. Olayları bizzat gören veya duyan (örneğin kavgayı ve hakaretleri duyan bir komşu) tanıkların beyanı kusur ispatında belirleyicidir.
İletişim ve Bilişim Kayıtları: Eşin üçüncü bir kişiyle olan hukuka uygun elde edilmiş WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları, sosyal medya paylaşımları, e-postalar kusuru (özellikle zina veya güven sarsıcı davranışı) ispatta sıklıkla kullanılır. Eşin telefonunun ortada bırakıldığı bir anda ekranının fotoğraflanması Yargıtay tarafından belirli şartlarda hukuka uygun kabul edilebilmektedir ancak gizli programlarla veri çekmek hukuka aykırıdır.
Telefon Arama (HTS) Kayıtları: Mahkeme kanalıyla GSM operatörlerinden istenen bu kayıtlar, eşin kiminle, hangi saatlerde, ne kadar süreyle ve hangi baz istasyonundan sinyal vererek görüştüğünü gösterir. Mesajın veya konuşmanın içeriğini göstermez ancak gece yarısı ardışık ve yoğun görüşmeler yapılması, tek başına zinayı ispatlamasa da evlilik birliğine aykırı "güven sarsıcı davranış" olarak kusur sayılır.
Kamera Kayıtları ve Fotoğraflar: Kamu alanlarında (kafe, park, otel lobisi) çekilmiş görüntüler, güvenlik kamerası kayıtları veya eşin bir başkasıyla samimi pozlarını içeren fotoğraflar güçlü delillerdir.
Resmi Kurum Kayıtları: Eşin ekonomik şiddet uyguladığını kanıtlamak için kredi kartı ekstreleri, banka hesap hareketleri; fiziksel şiddeti kanıtlamak için darp raporları, polis tutanakları, uzaklaştırma kararları (6284 sayılı kanun kapsamında) kesin ve çürütülemez deliller arasındadır.
Boşanma davalarında tarafların en çok uyuşmazlık yaşadığı konuların başında tazminat gelir. Türk Medeni Kanunu, boşanma yüzünden zarara uğrayan eşin korunması amacıyla maddi ve manevi tazminat kurumlarını düzenlemiştir. Bu tazminatların talep edilebilmesi ve hükmedilebilmesi ise tamamen ve doğrudan boşanma davalarında kusur incelemesine bağlıdır.
Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen eş lehine hükmedilen bir tazminat türüdür. Beklenen menfaat, evliliğin devamı halinde eşin sağlayacağı ekonomik destek, miras hakkı veya sosyal güvenceden mahrum kalmak anlamına gelir.
Bir eşin maddi tazminat talep edebilmesi için iki temel şartın bir arada bulunması kanuni zorunluluktur:
Tazminat talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir. Eğer tazminat isteyen eş, karşı tarafla eşit kusurluysa veya daha ağır kusurluysa maddi tazminat talebi kesinlikle reddedilir.
Tazminat istenen eşin (davalı konumundaki tarafın) mutlaka kusurlu olması (az, eşit veya ağır fark etmeksizin bir kusurunun bulunması) gerekir. Tamamen kusursuz bir eşten maddi tazminat talep edilemez.
Maddi tazminatın miktarı belirlenirken, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile kusurun ağırlığı hakim tarafından takdir edilir.
Manevi tazminat ise, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan eşin, yaşadığı elem, keder, üzüntü ve ruhsal yıkımın bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla ödenen bir meblağdır.
Manevi tazminata hükmedilebilmesi için de aranan şartlar oldukça nettir:
Tazminat talep eden eş, boşanmaya yol açan olaylarda kusursuz veya daha az kusurlu olmalıdır.
Tazminat ödeyecek olan eşin kusurlu olması ve bu kusurlu eylemlerin, diğer eşin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması şarttır.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, her kusurlu davranışın manevi tazminat gerektirmeyeceğidir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan sıradan geçimsizlikler (örneğin eşin yemek yapmaması, sürekli surat asması) kusur sayılsa da, kişilik haklarına ağır bir saldırı teşkil etmeyebilir. Ancak zina, fiziksel şiddet, toplum içinde eşe hakaret edilmesi, haksız yere suç isnadında bulunulması doğrudan kişilik haklarına saldırı olup manevi tazminatı gerektiren ağır kusurlu eylemlerdir.
Nafaka, evlilik birliğinin gerektirdiği dayanışma ve yardımlaşma duygusunun, boşanma sürecinde ve sonrasında da belirli şartlar altında devam ettirilmesini sağlayan bir kurumdur. Boşanma davalarında başlıca dört tür nafaka gündeme gelir: Tedbir, İştirak, Yoksulluk ve Yardım nafakası. Kusur kavramı, bu nafakaların her birinde farklı bir role sahiptir.
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, geçimi için diğer eşten mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Bu nafakaya yoksulluk nafakası denir. Yoksulluk nafakasında kusur şartı son derece katı ve belirleyicidir.
Kanunun açık hükmüne göre; nafaka talep eden eşin kusuru, diğer eşin kusurundan daha ağır olmamalıdır. Yani tam kusurlu veya daha ağır kusurlu bir eş, boşanma sonrası ne kadar yoksulluğa düşerse düşsün, yoksulluk nafakası alamaz. Ancak nafaka talep eden eş, diğer eşle eşit kusurluysa, daha az kusurluysa veya tamamen kusursuzsa yoksulluk nafakası talep etmeye hak kazanır. İlginç bir nokta da şudur ki; kendisinden nafaka talep edilen eşin tamamen kusursuz olması, yoksulluk nafakası ödemesine engel değildir. Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusursuz eş dahi yoksulluğa düşecek olan daha az kusurlu veya kusursuz eşine nafaka ödemek durumunda kalabilir.
Tedbir Nafakası: Boşanma davası açıldığı andan itibaren, dava süresince eşlerin barınması, geçinmesi ve çocukların bakımı için hakimin re'sen (kendiliğinden) veya talep üzerine geçici olarak hükmettiği nafakadır. Tedbir nafakasında eşlerin kusur durumu hiçbir şekilde incelenmez. Dava açıldığında eş ayrı yaşamada haklıysa ve ekonomik desteğe ihtiyacı varsa, tamamen kusurlu olduğu iddia edilse bile dava sonuna kadar bu nafakayı alabilir.
İştirak Nafakası: Boşanma kararı kesinleştikten sonra, velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım, eğitim ve sağlık giderlerine gücü oranında katılması için ödediği nafakadır. İştirak nafakasının merkezinde eşlerin kusuru değil, "çocuğun üstün yararı" ve ihtiyaçları bulunur. Çocuğunun velayetini almayan bir anne veya baba, boşanma davasında tamamen kusursuz olsa dahi, çocuğunun masraflarına katılmak, yani iştirak nafakası ödemek zorundadır.
Boşanma davalarının en hassas ve çocukların geleceğini doğrudan ilgilendiren boyutu olan velayet kararları alınırken, mahkemelerin uyguladığı tek ve mutlak kriter "çocuğun üstün yararı"dır. Bu noktada eşler, bir eş olarak kusurlu olmakla, bir ebeveyn olarak kusurlu olma kavramlarını sıklıkla birbirine karıştırmaktadır.
Bir eşin evlilik birliği içerisinde diğer eşe karşı ağır kusurlu bir hareket yapması (örneğin zina yapması, evlilik dışı ilişki kurması), onun doğrudan kötü bir anne veya kötü bir baba olduğu anlamına gelmez. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, sadece eşine karşı sadakatsizlik yapan bir eş, çocuğun bakım ve eğitimini üstlenebilecek kapasiteye sahipse ve çocuğun gelişimi onun yanında daha iyi olacaksa, velayet kendisine verilebilir. Yani eşe karşı işlenen kusur, otomatik olarak velayet hakkının kaybedilmesi sonucunu doğurmaz.
Ancak eşin kusuru, doğrudan çocuğun fiziksel, ruhsal veya ahlaki gelişimini tehlikeye atan bir boyuttaysa (örneğin, çocuğun gözü önünde veya ortak konutta haysiyetsiz hayat sürme, uyuşturucu bağımlılığı, çocuğa karşı da şiddet uygulama, aşırı alkol kullanımı ve çocuğun ihmal edilmesi gibi durumlarda), bu kusur velayetin tayininde birinci derecede rol oynar ve velayet büyük olasılıkla bu eylemleri gerçekleştiren eşe verilmez. Velayet kararlarında uzman pedagog ve psikologlardan alınan "Sosyal İnceleme Raporu" (SİR), hakim için kusurdan ziyade çocuğun hangi ortamda daha sağlıklı büyüyeceğinin en önemli göstergesidir.
Evliliğin boşanma ile sona ermesinin ardından, eşler arasında evlilik süresince edinilen malların paylaşımı gündeme gelir. Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren yasal mal rejimi olarak benimsediği "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi"nde kural olarak kusur, mal paylaşımını etkilemez. Yani bir eş evliliğin bitmesinde daha ağır kusurlu veya tam kusurlu (örneğin sürekli hakaret eden, geçimsiz biri) olsa bile, evlilik birliği içinde alınan ev veya araba üzerindeki yasal hakkı (artık değerin yarısı üzerinde katılma alacağı) aynen korunur. Mal paylaşımı davası, adeta bir şirket tasfiyesi gibi matematiksel ve kusurdan bağımsız yürütülür.
Kusurun Mal Rejimine Etki Ettiği İstisnai Durumlar: Ancak kanun koyucu TMK m. 236/2 hükmü ile çok önemli ve adalet duygusunu tatmin eden bir istisna getirmiştir. Eğer boşanma kararı zina (aldatma) veya hayata kast (eşini öldürmeye teşebbüs) gibi çok ağır özel boşanma sebeplerine dayanılarak verilmişse, hakim kusurlu (zina yapan veya hayata kast eden) eşin artık değer üzerindeki pay oranını (katılma alacağını) hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir.
Bu maddenin uygulanabilmesi için, boşanma davasının mutlaka zina veya hayata kast sebebiyle açılmış ve bu sebepten karar verilmiş olması şarttır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) sebebiyle açılan bir davada zina ispat edilse dahi, dava genel sebepten karara bağlandığı için mal rejiminde indirim uygulanamaz. Bu ince hukuki ayrım, davanın ilk açılış aşamasında taleplerin nasıl yapılandırılması gerektiğinin ne kadar hayati olduğunu göstermektedir.
Uygulamada neyin kusur sayılıp neyin sayılmayacağı konusunda en önemli rehber Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarıdır. Yargıtay kararları incelendiğinde toplumun sosyal değişimine paralel olarak kusur kavramının içinin de giderek genişlediği görülmektedir.
Sık Karşılaşılan Kusurlu Davranış Örnekleri:
Ekonomik Şiddet: Eşine yeterli harçlık vermemek, onu cimrilik derecesinde kısıtlamak, ortak harcamalara katılmamak, ailenin rızkını şans oyunlarında veya alkol masalarında harcamak Yargıtay tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan ağır kusur olarak kabul edilmektedir.
Psikolojik Şiddet ve Duygusal İhmal: Eşin ailesine saygısızlık yapmak, onları eve istememek, eşini ailesiyle görüştürmemek, evlilik yıldönümü gibi önemli günleri sürekli unutmak, hastalanan eşle ilgilenmemek (tedavisiyle meşgul olmamak), eşin fiziksel görünümüyle alay etmek manevi tazminatı dahi gerektirebilen psikolojik şiddet ve ağır kusur halleridir.
Güven Sarsıcı Davranışlar: Tam bir zina eylemi kanıtlanamasa bile; karşı cinsten biriyle geç saatlerde gizlice telefonla konuşmak, sosyal medyada uygunsuz mesajlaşmalar yapmak, evli olduğunu gizleyerek bekar gibi davranmak "güven sarsıcı davranış" olarak nitelendirilir ve boşanma davalarında kusur olarak hükme esas alınır.
Bağımsız Konut Temin Etmemek: Evlenen eşin, diğer eşi kendi anne-babasıyla aynı evde yaşamaya zorlaması, haklı bir sebep olmaksızın bağımsız bir konut açmaması da Yargıtay kararlarında başlı başına bir boşanma sebebi ve bağımsız konut temin etmeyen eş için kusur olarak görülmektedir.
Sırları İfşa Etmek: Eşine ait özel sırları, yatak odası sırlarını veya eşinin ailesine ait gizli kalması gereken konuları başkalarına anlatmak, evlilikteki sadakat ve güven yükümlülüğünün ihlali sayılarak ağır kusur kabul edilir.
Yargıtay, kusur değerlendirmesi yaparken eylemlerin bir etki-tepki zinciri olup olmadığına da bakar. Örneğin, sürekli şiddet gören ve hakarete uğrayan bir eşin, bir anlık öfkeyle karşı tarafa hakaret etmesi durumunda, bu hakaret eylemi "tepki sınırları içinde kaldığı" gerekçesiyle kusur oranını eşitlemeyebilir. Yargıtay, ilk haksız fiili başlatan ve olayların bu noktaya gelmesine asıl sebep olan tarafı her zaman daha ağır kusurlu bulma eğilimindedir.
Görüldüğü üzere, boşanma davalarında kusur kavramı, sadece eşlerin birbirini suçladığı soyut bir tartışma alanı değil; tazminatların belirlenmesinden yoksulluk nafakasına, mal paylaşımından velayete kadar hukuki ve maddi sonuçlar doğuran son derece teknik ve objektif kriterlere dayanan hukuki bir müessesedir. Hangi davranışın ne derecede kusur sayılacağı, delillerin hukuka uygun bir şekilde nasıl toplanıp mahkemeye sunulacağı ve karşı tarafın iddialarının nasıl çürütüleceği, ancak derin bir hukuki bilgi ve tecrübeyle yönetilebilir.
Çekişmeli boşanma davası süreçlerinde eşler genellikle yoğun duygusal travmalar ve öfke yaşarlar. Bu duygusal durum, sağlıklı kararlar alınmasını engellerken, adliyede telafisi imkansız hatalar (yanlış beyanlar, süresi kaçırılan itirazlar, yetersiz delil sunumu) yapılmasına zemin hazırlayabilir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olayları doğru hukuki gerekçelere dayandırmak, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası gibi hak kayıplarının önüne geçmek için sürecin mutlaka aile hukuku alanında tecrübeli bir boşanma avukatı gözetiminde yürütülmesi hayati bir önem taşır.
Unutulmamalıdır ki, mahkeme salonlarında gerçekler değil, sadece usulüne uygun şekilde ispatlanabilen gerçekler hüküm ifade eder. Hukuk, haklı olanı değil, haklılığını doğru delillerle, doğru usulle ve ikna edici hukuki argümanlarla ortaya koyabilen tarafı korur. Bu nedenle kusur tespiti sürecinde atılacak profesyonel ve stratejik adımlar, boşanma sonrası kurulacak yeni hayatın maddi ve manevi güvencesini oluşturacaktır.